Sürdürülebilir Kalkınma’yı Düşünmek (1)

56e83cbc2e221-full_cropped

İnsanlık tarihinin iktisadi karakterine baktığımızda, endüstri devrimi sonrasında oluşan uluslararası ticaret hacminin ve küresel finans hareketlerinin sağladığı ekonomik büyüklüğün tek başına bir başarı hikâyesi oluşturamadığını görmekteyiz. Günümüzde dünyanın çeşitli bölgelerinde karşılaşılan sosyal adaletsizlik, siyasal krizler ve telafisi olmayan çevre sorunlarının birincil nedeni, ‘kalkınma’ kavramını ekonomik ve nicel büyümeyi hedefleyen bir ‘değişmez, süper amaç’ olarak görmektir. Ekonomik büyümenin bir araç olarak düşünülmesi ve toplumsal refahın insani gelişimle ölçülmesi, nihayetinde de insanlığın geleceğini ilgilendiren stratejilerin niteliksel değerlerle inşa edilmesi elzemdir. Dünya gündemini korkutucu bir biçimde meşgul eden “küresel ısınma”, “iklim değişikliği”, “çevre kirliliği” veya “toplumsal cinsiyet ayrımı”, “eğitimsizlik”, “işsizlik” gibi toplumsal yıkımlara neden olabilecek büyük sorunları ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası platformlarda çeşitli araştırmalar yürütülmektedir. Bu araştırmalar, “sosyal ve çevresel ilerlemeyi kapsamayan bir büyümenin daha iyi bir dünya yaratmakta ya da geleceğimizin refahını güvence altına almakta yetersiz kaldığını” göstermiştir. Ayrıca, geçtiğimiz yüzyılın endüstriyel ve finansal karakteri, dünyamızdaki mevcut kaynakların %50’sinden fazlasını tüketmiş bulunmaktadır. Mevcut üretim faktörleri, özellikle de doğal kaynaklar aşırı kullanılmıştır. Kendini yenileme şansı verilmeyen doğal kaynaklar, gelecek nesiller için açlık ve kıtlık anlamına gelir. Tüm sektörler üretimlerinde sosyal ve çevresel unsurların paydaşı konumundadırlar ve verdikleri sosyal-çevresel zararlardan kendileri de etkilenmektedirler. Sosyal ve çevresel bilinci eksik kalan bir üretim-tüketim modeli, sürekli vahşileşen ve kaynakları yok eden ‘küresel büyüme’ zihniyeti bu hızla devam ederse, yakın gelecekte, insanlığın varoluşu tüm diğer canlılarla birlikte tehlikeye girecektir.

Günümüzde, ekonomik ilerlemenin, toplumların sosyal ve çevresel gelişim boyutunun önüne geçmemesini sağlayan yeni nesil büyüme modelleri “Sürdürülebilir Kalkınma” olarak tanımlanmaktadır. Sözün özü şudur: İktisadi edimleri sosyal ve çevresel faktörlerle uyumlu bir insani gelişmişlik bileşkesine dönüştürme becerisi artık yaşayabilmemiz için elzem olmuştur. Geleceğin ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tüm sosyal-çevresel risklerle birlikte doğru hesaplayarak ve kaynakları doğru kullanarak yeni bir iktisadi bakış açısının oluşturulmasını “Sürdürülebilir Kalkınma” olarak ifade ediyoruz.

Birleşmiş Milletler, yoksulluğu ortadan kaldırmak, daha iyi bir dünya yaratmak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için 2030 yılına kadar takip edilecek 17 hedef oluşturmuştur. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH’ler) olarak tanımlanan küresel hedefler, gelecek nesillerin, çocuklarımızın, torunlarımızın, çevremizin, daha iyi bir dünyada yaşamasının güvencesidir.

Toplumların iktisadi karakteri -tıpkı kültürel yapılarında, inanç sistemlerinde veya coğrafi koşullarında olduğu gibi- çeşitli dinamiklere, siyasal ve tarihsel arka-planlarına göre farklılıklar göstermektedir. Sürdürülebilir Kalkınma’nın ekonomik, sosyal ve çevresel bileşenleri de toplumlara, bölgelere göre karakteristik farklılıklar ihtiva eder. Küresel hedeflerin ve sayısal göstergelerin, yerel toplumlardaki karakter ile iktisadi, sosyal ve çevresel motifleri merkeze alarak biçimlendirilmesini, sürekli gelişen ve değişen koşullara göre en uygun kilometre taşlarının tutarlı takvim ve eylemlerle desteklenmesini “Sürdürülebilir Kalkınma’nın Yerelleştirilmesi” olarak tanımlamaktayız.

Gerek Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan 2030 gündeminde gerekse de bölgesel kalkınma hareketleri kapsamında açlığın ve yoksulluğun azaltılmasında, istihdamın sağlanmasında, sağlıklı besin zincirlerinin oluşması ve tarım sektörünün performansı birincil önem taşımaktadır. İşgücü dahil üretim faktörlerinin etkin şekilde ve israf edilmeden tarımsal üretimi destekleyecek şekilde kullanılması, endüstriyel modelin her alanda bu şekilde geliştirilmesi öngörülmüştür. Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, etkin ve talebe dayalı üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, doğal kaynakları sürdürülebilir kullanan bir tarım sektörünün oluşturulması, Sürdürülebilir Kalkınma vizyonunun özü ve önceliğidir.

Zafer YALÇINPINAR

kalkınma-copy

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s